5 Mayıs 2017 Cuma

Paul Rusesabagina

Domates yiyorum gözlerim kapalı.


Tam ama dediğin anda DONT TELL ME BECAUSE IT HURTS diye bağırmalıydım.
No Doubt-Dont Speak

Ama yapamdım.
Keşke yapsaydım dediklerimin yarısından ders alsaydım keşke.
Zamanında bi hocam demişti.
Bildiklerinin yarısını uygulasan keramet gösterirsin diye.
Dinlemedim ki kimseyi.
Dinleseydim olur muydu böyle?

Çok oldu.
Nerden bileceksiniz?
Nerden bileceksiniz?
Nerden bileceksiniz?
Nerden bileceksiniz?
.
.
.
Gözlerim görmüyor.
Duyamıyorum.
Uyumuyorum.

Kendime 3. tekil şahıs üzerinden bakıyorum.
Üzerime nurun gelene kadar bekliyorum.
Belki gelene kadar kül olurum.
Gelmeden bilemem.

Sustum.
Derler ya avazım çıkana kadar sustum diye.
Öyle değil.
Ölü gibi sustum.
Öldüm ben.
Aylarca öldüm.
Yıl oldu.
Öldüm.

Çok oldu.
Akşamdan sabaha sayar oldum.
Günleri.
Ayları.
Yıldızları.
Bulutları.

Kış yaklaşırken yediğim dondurmalarımı.

Oldum.
Ağzı kapalı antepfıstığı gibi.
Yenilmeyenlerden.

Fazla oldum hatta.
Acı çekirdek gibi.

Dinlemiyorum artık kendimi kestiklerimi.

Geceden sabaha izliyorum.
Göğe bakalımcılardan değilim.
Küfür sokaktacılardan da.

Küfür bende.
Ağzımı bozdum.
Ağzının pergelleri iyice açılmış senin.

Aldım elime çakıyı. Girdim aslanların kafesine.

Allahım.
Çok güzelsin.

You're black. You're not even a nigger. You're an African. (Hotel Rwanda)
Burada ağlayasım gelmişti.

"Siz benim neden kaçtığımı nerden bileceksiniz?"


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder