19 Şubat 2013 Salı

İğne Yapan Teyze

Küçükken misafirliğe gittiğimizde hep iğne yapan bir teyze vardı. Annemiz şımardığımızda hemen 'Uslu durmazsan abla sana iğne yapacakmış' derdi. Biz de korkardık uslu uslu oturur o ablaya da korku dolu gözlerle bakardık. Sonra 1. sınıfta okula aşıya geldikleri zaman kaçan çocuklar, 3-4 hemşirenin tuttuğu çocuklar, ağlayan çocuklar...
Ne demek istiyorum?
Ben küçükken sabahtan akşama kadar sokakta top oynardım. Her akşam eve döndüğümde vücudum yarar bere içinde olurdu. Ya da çoğunuz yaşamıştır, bisikletin ilk geldiği zamanda, o iki tekerlekle bisikleti sürmek için kaç kere düşüp kalktık. Top oynarken bisiklet sürerken düşmekten korkmadık. İğneden daha fazla acıtmasına rağmen.
Peki neden iğneden korktuk? O iğne yararlı bir şey normalde. Çoğumuz annemize şurup içelim diye yalvardık. Neden iğne olmamakta ısrarcıydık?
Çünkü hep iğneyle korkutulduk. Küçükken her şımarmamızda o iğne yapan teyze yüzünden iğne gözümüzde büyüdü.
Aradan yıllar geçti. Hala iğne olduğum zaman sağlığım için iğne olmam gerektiğini bilsem de içimde bir korku vardır. O korku bir kere yerleşti çünkü içime.
Filmlerde gormuşsünüzdür, eleman Psikoloğa gider. Bir sıkıntısı vardır. Koltuğa uzanır. Orda amca sallar saati ve sonra der ki 'Çocukluğuna inelim'. Neden çocukluk? Çünkü geçmişteki bir sorundan dolayı hâlâ o sorundan kaynaklanan sıkıntılar yaşar hasta.
Aslında bu olayı çocukluk ile kısıtlamamak lazım. Hayatımızın herhangi bir anında yaşadığımız bir sıkıntı, o an halledilmez ise gün geçtikçe o sıkıntı bizimle birlikte büyür. Aslında çok basit, ufak bir sıkıntıdır. Ama dağ gibi olur. En mutlu anımızda bir kramp gibi saplanır. Kısa sürer, ama huzuru kaçırır.
Bu olayı sadece olumsuzluklar ile örneklendirmek doğru olmaz. Herhangi bir mutlu anınız olsun mesela. Düğünlere neden o kadar insan çağrılır yıllardır. O mutlu çift mutluluklarını sevdikleri ile paylaşır. Bir yemek yapıldığında komşular ile paylaşırsın. Ve daha sonra yemeğini yerken içinde ayrı bir mutluluk olur. Neden peki?
Paylaşmak güzeldir çünkü. Bu söz boşuna değildir.
Duygularımız bize o duyguları yaşamak için bahşedilmiştir. Yaratan, bize ağlama özelliğini ağlayalım diye vermiştir. Diğer duygularımızda öyledir.
Mesela sevmek duygusu. Birini sevdiğinde bunu saklamanın bir manası yoktur. Bunu ona soylemenin de bir sakıncası yoktur. Hatta bu bir artıdır. Sevdiğimiz kişiye onu sevdiğimizi söylediğimiz zaman, duyguların karşılıklı olduğu ortaya çıkabilir. Beraber çok güzel anlar yaşanabilir. Ama eger bunu 'paylaşmazsan'  onca güzellik asla yaşanmaz. 'E peki ya sevmiyorsa' dediginiz duyar gibiyim. - çoğunuz bundan korkarsınız- Canim kardeşim. Paylaşmadan önce o kişiyle değildin zaten. Yani olumsuz cevap aldığında kaybettiğin bir şey yok. Hatta kendine ders bile çıkarabilirsin. Yani yine artısı olur.
Bir sıkıntın var diyelim mesela. İçine attın paylaşmadın kimseyle. Hatta sıkıntılı olduğun halde 'cool' luğundan taviz vermedin. Canım kardeşim o sıkıntı hala içinde senin. Temeli çürük bina gibi şekillenecek duyguların. Bizim yamalı yollar gibi olacaksın sen. Sen o sıkıntıyı paylaşsan, belki bir çare bulacaksın. Hadi bir çare bulamadı anlattığın kişi. En azından yükün hafifler biriyle paylaştığın için. İllaki rahatlarsın yani.
Yani sevgili okur, Yaratan bize duygularımızı yaşayalım diye vermiştir. Ağlamak istediğinde ağla anasını satayım, ağlamak nimettir nimet. Ağladığında akan bir kaç miligram göz yaşı ile üzerinden 1 ton yük kalkacak senin.
Kafanızı şişirdim yeter bu kadar. Bi kusur işlediysek affola.

6 yorum:

  1. Geçerlik payı büyük ama yazma amacın neydi onu anlamadim. :) sevdiginiz kıza açılın kısmında ki görüşün çok mantikli bu yolda devam et.

    YanıtlaSil
  2. Yazma amacım insanların duygularını yasamalarini ve paylasmalari gerektiğini düşünmem

    YanıtlaSil
  3. sevdiğiniz kıza açılın bölümüne tamamen katılıyorum. tebrik ederim

    YanıtlaSil
  4. bok gibi len sen yazmamılsın sıçmışsın.

    YanıtlaSil
  5. Blogun hayırlı olsun kardeş.

    YanıtlaSil