22 Eylül 2017 Cuma

Eskilerden

13 Nisan 2015 Pazartesi

"Sevgili J,
Uzun zaman oldu değil mi?

10 Eylül 2017 Pazar

Küvette Anı

Odaya giriyor. Nerede olduğunu bilmiyor ama titreyen elleriyle kapatıyor kapıyı arkasından. Korktuğu için titremiyor elleri. Biraz sonra her ne yapacaksa onu yapmak istemediği için de değil, öylesine titriyor sadece. Her zamanki hali.

4 Eylül 2017 Pazartesi

Roman kitapları üzerine düşüncelerim

Öncelikle aşağıda savunacağım fikrin kafamda henüz yeni yeni oluşmaya başlamasından dolayı bu yazının bir taslak niteliği taşıdığını söylemek istiyorum.

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Kırık

          
          
          ''Kirlidir şiir; ve söz, atılmazsa zehirdir” Der şair.

29 Ağustos 2017 Salı

Muhteşem İkili

            Hakikatler de belki hayaller kadar olmayacak gibi gözükür.Bunları hayallerden ayırmasını bilmek her insana nasip olmuyor...(Sait Faik ABASIYANIK)

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Günümüz güzelliği üzerine düşüncelerim

Güzelliğin yani estetik bir zevkin tartışılabilirliğine canı gönülden inanan ben, bizlerin güzellik anlayışına kendimce anlam yükleyebilirim. Güzellik kavramının bizler tarafından tek bir sığ düzeye indirgendiğini ve bu düzeyin doğurduğu vasatlığı kendimce eleştirebilirim.

24 Ağustos 2017 Perşembe

Platon üzerine düşüncelerim

Öncelikle bundan sonra yazacağım aynı konulu yazılar için bir giriş yazmak isterim.

Hüzün Coşkusu

Şimdi alta bir link bırakacağım ama yazıyı okurken fon müziği olarak kullanmanız için değil, şarkının hissettirdiklerinden bahsedeceğim.

23 Ağustos 2017 Çarşamba

22 Ağustos 2017 Salı

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Sen 1

Sessizlik. Tüm evi saran sessizlik. Eskimiş koltuğundan yavaşça doğrulan, yıllanmış bir çınarı andıran gövdesi.

13 Ağustos 2017 Pazar

Ölüyorsun Altan!

Ne yazsam dinmeyecek öfkem.
Ne yazsan da affetmeyeceğim seni.
Yine de yaz ama,
Özledim.
Tüm mesele bu.

5 Ağustos 2017 Cumartesi

beşe on kala

5 A Ğ U S T O S 2017 | 3:35

Ne hissettiğimi bilmiyorum hâlâ. dörtyüzonsekiz gün sonra bu ilk görüşümdü seni..
Olmaktan en nefret ettiğim yerde, insanların, kalabalığın arasındaydım.

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Eyyamgüder

Bir süredir düşünüyorum, bu hayatta ki amacım ne benim.
Neyin peşindeyim ve onu elde etmek için ne yapıyorum.

27 Temmuz 2017 Perşembe

teşekkür ederim

Bu kadar büyük acıların içinde kendimi düşündüğüm her gün kendime daha fazla acıyorum.

15 Temmuz 2017 Cumartesi

evet tarafımdan

İçimden kocaman bir hadi lan oradan diyorum. Sadece bu kadar. İçime biriktirdiğim bütün küfürlerimi bu üç kelimenin içine koyuyorum.

9 Temmuz 2017 Pazar

Dalında bir çiçek

Mektuplaşmak farklıdır.'Seni öyle kelimelerin uçup gidebileceği öyle herkesin sevdiği gibi sevmiyorum , ben seni eski usullerle gözüm gözüme değince kalbim duracak kadar , yazdığım her bir satırın bir izi bir yeri olmasını isteyecek kadar seviyorum' demektir mektuplaşmak.O kağıda eliniz değdiği zaman yüreğiniz kaleme mürekkep olmaya başlar.O sıradan kağıt sahibine ulaştığında belki de hiçbir kağıda böyle dokunulmamış hiçbir kağıt böyle güzel kokmamıştır onun için.Kağıtlar selüloz kokarmış, bunun sevdiğiniz en güzel koku olabileceğini bi düşünün... Bir kağıt için milyonlarca ağaç kesilir ya hani ona hürmeten bari hakkını verelim diye en azından,yazalım nolur bir mürekkebi suya değdirir gibi dağılsın kelimeler  bi anlam katsın varlığımıza bunca kıyım.Bir mektuplaştığınız olsun , ölmeyin birinden mektup almadan.Çünkü bu öyle telefon hafızası dolunca silinecek,herkesin yazma şeklinin aynı olduğu kelimelerin susuz kaldığı bir şey değil inanın.Bir mektupta kelimeler büyür,yetişir dalında bir çiçek açar o çiçek sizedir çok seversiniz ama asla kopartmaya kıyamazsınız...

8 Temmuz 2017 Cumartesi

Kadın gibi

Özledim seni
Yokluğuna sarılıyorum demişler ya öyle
Yokluğunla avunuyorum
Bir yerlerde nefesinle kainata can verdiğini umarak.
Sadece umuyorum
Gerisi benim gibi şairlerden uzak
Hasretin soğuk bir taş, yüreğime değiyor
Alıyor ateşini ruhumun, umut denen illetten ziyade
Ölüyorum sevgilim
Kadın gibi ölüyorum
Yaşadığım gibi ölüyorum

Yorgun bedenime fazla bu yaşlı ruh
Dokunuyorum o yüzden kaleme kağıda
Çiğ mısralara doydum ben, şair!
Şimdi bir fısıltı işitmek derdindeyim
Sesini duymayalı da yıllar olmuş ya
Olsun, yolları kulaklarımdan söktüm de geldim

Geçenlerde bir mayıs ayında öğrenmiştim
Sade kahvenin çarpıntı yaptığını
Keşke daha fazla kalsaydım yanında
Her an dokunsaydım saç uçlarına
Ama ölüyorum sevgilim
Her kadın kadar ölüyorum
Yaşadığın kadar ölüyorum

7 Temmuz 2017 Cuma

Işık

Gün doğuyordu, her zamanki gibi. Alacakaranlıktan sonra karanlık gökyüzü, güneşin önderlik ettiği bir ışık ordusu tarafından ele geçiriliyor ve gün göğü fethedilmesiyle başlıyordu. Uzaklarda bir yıldız tek başına belki de milyonlarca yıl uzakta olmanın getirdiği o kaygısızlıktan bir nebze olsun yararlanamadığını açığa vurur gibi gözümüzün önünde- uyanık olanların-kıpırdanarak bu tekrarlanan sonsuz- tam olarak sonsuz değil- döngüyü izliyordu. Sahi kim uyanıktı , kim uyuyordu, kim işe gidecek, kim iş arayacaktı? Bu da sonsuz bir döngüye benziyor değil mi binlerce yıldır tekrarlanan uyu,uyan sonraki yüzyılların ve yaşamın getirdiği iş bul, işte çalış, işin kölesi ol ve işini biz sana durabilirsin diyene kadar yap.
Sonsuz benzeri döngülerle çevrilmiş yaşamlarımızda çoğunlukla -bilinçsiz tüketici kesimden bahsetmemekteyim- sıradan olmamayı hedef biçip sıradan bir hayat sürdüğümüzü fark edene kadar mutlu veya mutsuz bir şekilde yaşayıp bunu fark ettikten sonra ise tamamen kendi içinde çökmeye başlayan bir yaşam oluşturuyoruz. Peki bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyor muyuz? Ah!Tabi ki de yapıyoruz, değişiklikler -yaşamda değişmeyen tek şey değişimin kendisidir!- diyen Herakleitos misali yaşamımıza girip çıkıyor. Her an her günün aslında önceki güne ne kadar benzese de ondan tamamen bağımsız bir varlığı olduğuna vardığımız anda bu düşünceye hak veriyoruz. Oysa değişim yaşanırken kazanılan, kaybedilen ve bu yüzden ilerideki değişimlere şekil veren bu eksi veya artılara çok dikkat ediyor muyuz? Bilmem ediyor muyuz? Sanırım ediyoruz.
Ne diyordum sonsuz benzeri bir döngü ve ışık.
Biz yaşıyoruz, yaşamaktayız, hiç yaşamıyoruz, yaşamamaktayız.
Günler aynı ve farklı, değişimler geçici ve kalıcı. Sıradan olan sıradan değil ve dediğimiz gibi sıradan. Kelime oyunu yapmak gibi bir niyetim yoktu ama anlaşılmaz durmadığına eminim.
Kontrol edebildiğimiz bir değişim ne kadar değiştirebilir, ne kadar değişimdir özünde?
Kontrol edemediğimizi bildiğimiz zaman ne kadar sonsuz ve sınırsız durur oysa ömür denen şey sayesinde ona bu özelliklerinin yanı sıra kısalık da eklenebilir.
Gün doğdu,ilerliyor saatlerimiz.Hep ileri doğru! Ah şu zaman, ölçüsüz bir zaman ister miydiniz hiç? Ne çalışacağınız saatin kişisel yaşam bazında kontrol edilemediği bir anlamda herkesin kendi saat diliminde yaşadığı.Sanırım sağlıksız olurdu. Yine de düşünelim gece çalışan, işe giden insanlar, şehirlerin gecenin ilerleyen saatlerinde oluşturduğu o koca sessizlik. Şehrin uyanışı. Bunların olmadığını düşünelim gece karmaşası, hayatın hiç durmadığı ve insanların geceye göre evrildiği- tabi ki yüz milyonlarca yıl sonrasına-evrilebileceğini düşünmek.
Saatinize bakın şu an dünyanın bir yerinde öğlen oldu. Öğlen- günün en sıcak saatlerinin işaretçisi.

2 Temmuz 2017 Pazar

30 Haziran 2017 Cuma

DE'LERİ HER ZAMAN YANLIŞ YAZARIM !



Bugün benliğime olan yolculuğumun ikinci günü. Pekte iyi gittiğini söyleyemem. Bu bir kendim ile yüzleşme bir hesaplaşma olduğundan, korkarım ağırdan alacağım. Şuan da koltukta oturmuş bu cümleleri peş peşe sıralarken kendi mahkememim sırasını bekliyorum. Soğuk ve kasvetli koridoru güçlük ile geçip vicdanım ile mahkemem başlıyor. Yöneltilen ilk soru “ Neden ?” oluyor. Neden mi? Emin olun siz de benim yerimde olsanız başka bir dünyada yaşamak istediniz. Beni diğerlerinden ayıran şey; renkleri, rüyaları, doğayı farklı bir biçimde yaşamam. Güneşin herkesten daha farklı bedenimi yaktığını, rüzgârın daha farklı estiğini düşünmem beni sizden farklı mı kılar? Sizin dünyanızda yaşamak bana ağır ve külfetli gelirken, kendi iç dünyamda kuş tüyü gibi hafif olmam sizi kırmaz lakin beni yıpratıyor. Sizin dünyanızda sırtımdaki yüklerle yürümekten belim kırılırken, benim dünyamda sırtım, omzum dik yürüyorum. Vicdanımı susturmak her geçen gün daha da zorken her şeye kayıtsız kalmak eskisinden de zor geliyor. Sevgi büyük bir deniz iken, birini denizler, okyanuslar kadar sevebilirken, ben suyun buharlaştıktan sonra dibinde kalan tuzları seviyorum. İnsan herkesi sevebilir ama ben herkesi sevemem bunu kendime yapamam. Herkes seni sever, ama senin için sıcaklığa katlanabilen, yok olmayı gözüne alabilenler sayesinde dipteki tuza ulaşabilirsin. Sevgi tuzdur. Yakar, iyi gelir, seni toparlar. Asla tatlı değildir. O yüzden Hâkimim, ben kimseyi sevmem.

27 Haziran 2017 Salı

MUTLAKA YORUM YAZIN KONUŞMAK İSTİYORUM.

Kitap evinde gezerken "Yeni Çıkanlar" katagorisine bakma gereksinimi duydum. Aslında o katagoriye bakmadan geçerdim her zaman. Bu sefer ki ni diğerlerinden ayıran "Kötü Çocuk" vb. gibi kitapların ilgimi çekmesiydi. İlgimi çekti dediysem de kitabın kapağı idi. Yazar kadın çok güzel bir iş başarmış. Kapağı İlgi çekici lakin kitabın içerisindeki kelimeler boş. Harflere anlam yüklenmemiş ve sadece laf kalabağı olan bu kitaplar ne yazık ki TÜRK EDEBİYAT'ını ve eski Romanlarda yaşanmış olan o kutsal aşk'ı lekeliyor. İki insan arasında olan sevgiyi çok basit bir şekilde insanlara aktarımı olan bu kitaplar ne yazık ki bir internet sitesinde birbirinin kopyası olarak kol geziyor. Çağımın hastalıklı yazarları ne yazık ki yazmaktan da vazgeçmiyor. Bu yazarlar yüzünden Edebiyat'ı çok farklı bir boyuta sürükleyip, popülarite haline getiren yazarlar yüzünden hayali yazar olmak olan insanlar her zaman saha dışı bırakılıyor. Neden mi ? Çünkü yayın evleri alengirli aşklar, aldatma, kadınların erkekler tarafından ezilmesi gibi konuları basıyor. Aşık olmamış bir insan nasıl aşkı yazar ? Hayır bir de bu tip vebalı yazarlar erkeğin zengin olanını , kadının fakir ve kadının her zaman erkeğin karşında ezik olmasını yazar. Tükürüyüm böyle yazdığınız karaktere. Bunların haricin de gecesini gündüzüne katıp daha önce yazılmamış olan şeyleri yazan insanlar ne yazık ki umduğunu bulamıyor. Ben ve emin olun benim gibi, burada yazanlar da dahil bu vebalı yazarlar yüzünden hayallerimizden vazgeçiyor, ümitlerimiz yok oluyor hatta pes ediyoruz. Onlardan ricamdır. Kitabın kapağına çalışacağınıza, kitaplarınızın içi için çalışın.

Kanatsız Melek

            Her zaman olduğu gibi yine heyecanla başlıyor satırlarım çünkü bu defa gerçek okuyucusuna ulaşacak yazdıklarım. Bu his çok farklı çok güzel ama yanlış anlamayın aşktan dem vurmayacağım bu defa ya da yalnızlığıma intizar etmeyeceğim. Bana kendimi şanslı hissettiren, nice güzel anılar biriktirdiğim o insan için yazacağım dostum için yazacağım.
 
            İnsan hiç bilmez yaşadığı anın kıymetini hep ya öncesini düşünür özleriz ya da geleceğe nice hayal kurar kendi kendimize o hayallere imreniriz. Oysa bu satırları yazmama sebep olan insanın güzel bir sözü vardır :" Geçmişti gelecekti derken anı yaşamıyoruz be Büş ileride bu zamanları özleyeceğiz." Ne kadar haklı olduğunu her geçen gün anlıyorum. Şöyle bir bakıyorum okuduğum bu şehri sevdiren, yurt hayatını sevdiren , yurtta kalmamıza rağmen elleriyle bana sahurlar hazırlayan , ben terasta ağlarken yaslandığım omuz olan o güzel...
             Daha iki sene oldu benim yazmakla bitiremeyeceğim nice anımızın biriktiği ama bakıyorum da senelerimde inci tanesi gibi hep olsun istiyorum. Kimi zaman meyvemi elleriyle soyan annem, hastalandığımda doktora götüren babam, dertlestiğim ablam oluveriyor hayatımda. Kan bağı olmadan kardeş olabildiğini öğreten biri daha girdi hayatıma.
              Benim duygularımı ne kalem ne kağıt anlatabilir aslında. Bugün onun doğum günü arkadaşlar hediyeler, pastalar hepsi teferruattır aslında insan sadece hatırlanmak istiyor. Muhtemelen şu an unuttuğumu düşünüyor ama ben ona bu satırları yazmakla meşgulüm.
              Evet bana bunları yazdıran bu güzel kızın adı Şifa ve hepinizin huzurunda ona birkaç şey daha söylemek istiyorum (evlilik teklifi gibi oldu.😂)
Benimle nice Cana KAZAZ'ın şarkılarını dinleyip dilime dolandığı için kızdığın,ben patatesli krokandan binlerce yerken derin sohbetler yaptığın, bir sürü plan yapıp hepsinin bozulmasına bile güldüğümüz,hastalarımızı beraber iyileştirebileceğimiz, yaşlılığımızın bile birlikte geçtiği senelerimizin olması dileğiyle kardeşim iyiki varsın iyiki doğdunnn...






25 Haziran 2017 Pazar

Minuit à Ankara

Yazı yazmanın bir işçilik olduğunu düşündüğüm günlerdeyim.

Nazım Hikmet'i gördüm ilk önce. Hücresindeki küçük masasında, eşinin getirdiği uçlu kalemle yazıyordu. Onlarca kağıt buruşturulmuş. Onlarca kelimenin üstü çizilmiş, yenileri yazılmış kenarlarına, karmakarışık düşünceler yığılmış üst üste. Yalnız bir tanesi var ki yatağının üstünde duruyor. Birazdan postacıya verilmek üzere, eşine, biriciğine o günlerdeki, Pirayende'sine yazılmış. Özenle konduğu zarfın içinde, yatağın baş köşesinde iki sevgiliyi buluşturmayı bekliyor üzerindeki bir avuç kömürde. Arkadaşlarıyla konuşuyor yemek sırası beklerken, ya da avluda çayını yudumlarken. "Bu cümle durumu biraz yavanlaştırmış Nazım, hani şu geçen gün bana gösterdiğin bir tane vardı, onu koy buraya." diyor Kemal Tahir. Nazım "Olur." diyor. Biraz daha okuyor. Yeni bir şeyler, daha evrensel bir şeyler, herhangi bir şeyler arıyor ve okuyor, yazıyor, karalıyor, yırtıyor, siliyor, atıyor, yeniden yazıyor. Bazılarını seçiyor kenara koyuyor. "Bu oldu işte. Piraye'ye de okutmalıyım bunu."

23 Haziran 2017 Cuma

Aşk

Aşk nedir? Kimileri için fedakarlık, romantizm, midedeki kelebekler,  sevgililer günündeki ayıcık, öpücük, seks, kıskançlık..

UMUTLAR SÜRÜLMÜYOR MAVİLİKLERE ANNE

Renkler kör olmuş anne.Siyahla beyaz birbirine düşman olmuş.Mavi mesela umudun rengi ya hani siyaha çalıyor artık kurtar anne umutlar sürülmüyor maviliklere.Siyah hakim heryere.Yardım et bi gülümsesen düzelicek bu ahuzar biliyorum söyle onlara anne aksınlar birbirlerine.Zerrelerini karıştırmıyorlar,boğuluyorum.Gökkuşağı gitti, ya gökyüzü anne !
Hani nerden bakarsan bak maviydi...Renkler görmüyor anne kan dolu gözleri.Kan kırmızısı derler ya değil hani.Kuşlar desen ötmüyorlar eskisi gibi.Bi çocuk geldi anne kapıya dayandı dilendi,yalvardı elinde biraz ekmek vardı.Ekmek doyurur mu anne ölü ruhları ?
 Yardım et anne bi gülümsesen geçicek tüm bu yoksuzluk biliyorum.Sesim çıkmıyor galiba ağma oldum ya insanlar sağırsa anne? Araftayım gel kurtar nolur ya bu dünya çok renkli ya ben siyahım anne.
Bumerang - Yazarkafe