27 Temmuz 2017 Perşembe

teşekkür ederim

Bu kadar büyük acıların içinde kendimi düşündüğüm her gün kendime daha fazla acıyorum.

15 Temmuz 2017 Cumartesi

evet tarafımdan

İçimden kocaman bir hadi lan oradan diyorum. Sadece bu kadar. İçime biriktirdiğim bütün küfürlerimi bu üç kelimenin içine koyuyorum.

9 Temmuz 2017 Pazar

Dalında bir çiçek

Mektuplaşmak farklıdır.'Seni öyle kelimelerin uçup gidebileceği öyle herkesin sevdiği gibi sevmiyorum , ben seni eski usullerle gözüm gözüme değince kalbim duracak kadar , yazdığım her bir satırın bir izi bir yeri olmasını isteyecek kadar seviyorum' demektir mektuplaşmak.O kağıda eliniz değdiği zaman yüreğiniz kaleme mürekkep olmaya başlar.O sıradan kağıt sahibine ulaştığında belki de hiçbir kağıda böyle dokunulmamış hiçbir kağıt böyle güzel kokmamıştır onun için.Kağıtlar selüloz kokarmış, bunun sevdiğiniz en güzel koku olabileceğini bi düşünün... Bir kağıt için milyonlarca ağaç kesilir ya hani ona hürmeten bari hakkını verelim diye en azından,yazalım nolur bir mürekkebi suya değdirir gibi dağılsın kelimeler  bi anlam katsın varlığımıza bunca kıyım.Bir mektuplaştığınız olsun , ölmeyin birinden mektup almadan.Çünkü bu öyle telefon hafızası dolunca silinecek,herkesin yazma şeklinin aynı olduğu kelimelerin susuz kaldığı bir şey değil inanın.Bir mektupta kelimeler büyür,yetişir dalında bir çiçek açar o çiçek sizedir çok seversiniz ama asla kopartmaya kıyamazsınız...

8 Temmuz 2017 Cumartesi

Kadın gibi

Özledim seni
Yokluğuna sarılıyorum demişler ya öyle
Yokluğunla avunuyorum
Bir yerlerde nefesinle kainata can verdiğini umarak.
Sadece umuyorum
Gerisi benim gibi şairlerden uzak
Hasretin soğuk bir taş, yüreğime değiyor
Alıyor ateşini ruhumun, umut denen illetten ziyade
Ölüyorum sevgilim
Kadın gibi ölüyorum
Yaşadığım gibi ölüyorum

Yorgun bedenime fazla bu yaşlı ruh
Dokunuyorum o yüzden kaleme kağıda
Çiğ mısralara doydum ben, şair!
Şimdi bir fısıltı işitmek derdindeyim
Sesini duymayalı da yıllar olmuş ya
Olsun, yolları kulaklarımdan söktüm de geldim

Geçenlerde bir mayıs ayında öğrenmiştim
Sade kahvenin çarpıntı yaptığını
Keşke daha fazla kalsaydım yanında
Her an dokunsaydım saç uçlarına
Ama ölüyorum sevgilim
Her kadın kadar ölüyorum
Yaşadığın kadar ölüyorum

7 Temmuz 2017 Cuma

Işık

Gün doğuyordu, her zamanki gibi. Alacakaranlıktan sonra karanlık gökyüzü, güneşin önderlik ettiği bir ışık ordusu tarafından ele geçiriliyor ve gün göğü fethedilmesiyle başlıyordu. Uzaklarda bir yıldız tek başına belki de milyonlarca yıl uzakta olmanın getirdiği o kaygısızlıktan bir nebze olsun yararlanamadığını açığa vurur gibi gözümüzün önünde- uyanık olanların-kıpırdanarak bu tekrarlanan sonsuz- tam olarak sonsuz değil- döngüyü izliyordu. Sahi kim uyanıktı , kim uyuyordu, kim işe gidecek, kim iş arayacaktı? Bu da sonsuz bir döngüye benziyor değil mi binlerce yıldır tekrarlanan uyu,uyan sonraki yüzyılların ve yaşamın getirdiği iş bul, işte çalış, işin kölesi ol ve işini biz sana durabilirsin diyene kadar yap.
Sonsuz benzeri döngülerle çevrilmiş yaşamlarımızda çoğunlukla -bilinçsiz tüketici kesimden bahsetmemekteyim- sıradan olmamayı hedef biçip sıradan bir hayat sürdüğümüzü fark edene kadar mutlu veya mutsuz bir şekilde yaşayıp bunu fark ettikten sonra ise tamamen kendi içinde çökmeye başlayan bir yaşam oluşturuyoruz. Peki bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyor muyuz? Ah!Tabi ki de yapıyoruz, değişiklikler -yaşamda değişmeyen tek şey değişimin kendisidir!- diyen Herakleitos misali yaşamımıza girip çıkıyor. Her an her günün aslında önceki güne ne kadar benzese de ondan tamamen bağımsız bir varlığı olduğuna vardığımız anda bu düşünceye hak veriyoruz. Oysa değişim yaşanırken kazanılan, kaybedilen ve bu yüzden ilerideki değişimlere şekil veren bu eksi veya artılara çok dikkat ediyor muyuz? Bilmem ediyor muyuz? Sanırım ediyoruz.
Ne diyordum sonsuz benzeri bir döngü ve ışık.
Biz yaşıyoruz, yaşamaktayız, hiç yaşamıyoruz, yaşamamaktayız.
Günler aynı ve farklı, değişimler geçici ve kalıcı. Sıradan olan sıradan değil ve dediğimiz gibi sıradan. Kelime oyunu yapmak gibi bir niyetim yoktu ama anlaşılmaz durmadığına eminim.
Kontrol edebildiğimiz bir değişim ne kadar değiştirebilir, ne kadar değişimdir özünde?
Kontrol edemediğimizi bildiğimiz zaman ne kadar sonsuz ve sınırsız durur oysa ömür denen şey sayesinde ona bu özelliklerinin yanı sıra kısalık da eklenebilir.
Gün doğdu,ilerliyor saatlerimiz.Hep ileri doğru! Ah şu zaman, ölçüsüz bir zaman ister miydiniz hiç? Ne çalışacağınız saatin kişisel yaşam bazında kontrol edilemediği bir anlamda herkesin kendi saat diliminde yaşadığı.Sanırım sağlıksız olurdu. Yine de düşünelim gece çalışan, işe giden insanlar, şehirlerin gecenin ilerleyen saatlerinde oluşturduğu o koca sessizlik. Şehrin uyanışı. Bunların olmadığını düşünelim gece karmaşası, hayatın hiç durmadığı ve insanların geceye göre evrildiği- tabi ki yüz milyonlarca yıl sonrasına-evrilebileceğini düşünmek.
Saatinize bakın şu an dünyanın bir yerinde öğlen oldu. Öğlen- günün en sıcak saatlerinin işaretçisi.

3 Temmuz 2017 Pazartesi

sanatına s***

-Kalfam şimdi bura güzel bir yer olacak he mi?
+evet ali usta

uzun uzun baktı duvara ali usta, döndü şantiyenin tek ve güzel kızına,

-düz olsa daha iyi olmaz mıydı bacı kızım?
 -sanat yapıyoruz ustam.
+sanat? vallahi biz de öyle bir şey yoktur.

bir daha baktı duvara, anlamadı.

+emin olabilirsin ha, yoktur öyle bi şey bizde.

kaba sıvanın duvarda kurumadığını kontrol edip, yeni bi fuga aldı eline, bir yandan uzanmaya çalışıp öylece tuttu, baretinden mimar hanımı seçmeye çalıştı, teri gözlerinin üzerinden akıyordu.

+böyle koysam?
-biraz daha açalım ustam.
+böyle?
-o kadar değil çok açtın usta.
+böyle?
-oldu
+olmuş...

allahım hiç bakmamıştım yüzlerine, günlerdir duvarlara, tuğlalara, döşemelere, sıvalara bakıyordum.
yüzünde sabır vardı, yüzünde hiç çaktırmadan son 1 ayını aynı böyle ter içinde oruçlu geçirdiği vardı.
günde 12 saat ayakta duran vücudu yeni bi foga kaldırıp, böyle mi diye sordu. aynı process böyle böyle 3 saat devam etti. fakat ben ayakta durmaktan sıkılıp ilk 1 saatinden sonra ofise indim.

dilinde kaba bi türkçe vardı.

+hele şimdi bura güzel bi yer olacak?
-evet
+valla doğridir ha.


bareti takmak zorunlu ve inanılmaz terleten bi icat o. ben 1 saat dayanamıyorum kontrol sırasında.
yıllar yılı, günde 12 saat, her mevsim, yanın uçurum, burnunda kimyasal kokusu, ellerin ölesiye kirli, senden küçük birinin sanat dediği şeyi icra etmeye çalışırken,
sen ali usta,
ağlattın beni.

düz yapsak daha iyi değildir he mi?
değildir usta.
duvar dediğin düz olur kızım?
burda sanat yapıyoruz usta.
he valla o bizde yoktur (içses: sanatına sıçayım)



2 Temmuz 2017 Pazar

30 Haziran 2017 Cuma

DE'LERİ HER ZAMAN YANLIŞ YAZARIM !



Bugün benliğime olan yolculuğumun ikinci günü. Pekte iyi gittiğini söyleyemem. Bu bir kendim ile yüzleşme bir hesaplaşma olduğundan, korkarım ağırdan alacağım. Şuan da koltukta oturmuş bu cümleleri peş peşe sıralarken kendi mahkememim sırasını bekliyorum. Soğuk ve kasvetli koridoru güçlük ile geçip vicdanım ile mahkemem başlıyor. Yöneltilen ilk soru “ Neden ?” oluyor. Neden mi? Emin olun siz de benim yerimde olsanız başka bir dünyada yaşamak istediniz. Beni diğerlerinden ayıran şey; renkleri, rüyaları, doğayı farklı bir biçimde yaşamam. Güneşin herkesten daha farklı bedenimi yaktığını, rüzgârın daha farklı estiğini düşünmem beni sizden farklı mı kılar? Sizin dünyanızda yaşamak bana ağır ve külfetli gelirken, kendi iç dünyamda kuş tüyü gibi hafif olmam sizi kırmaz lakin beni yıpratıyor. Sizin dünyanızda sırtımdaki yüklerle yürümekten belim kırılırken, benim dünyamda sırtım, omzum dik yürüyorum. Vicdanımı susturmak her geçen gün daha da zorken her şeye kayıtsız kalmak eskisinden de zor geliyor. Sevgi büyük bir deniz iken, birini denizler, okyanuslar kadar sevebilirken, ben suyun buharlaştıktan sonra dibinde kalan tuzları seviyorum. İnsan herkesi sevebilir ama ben herkesi sevemem bunu kendime yapamam. Herkes seni sever, ama senin için sıcaklığa katlanabilen, yok olmayı gözüne alabilenler sayesinde dipteki tuza ulaşabilirsin. Sevgi tuzdur. Yakar, iyi gelir, seni toparlar. Asla tatlı değildir. O yüzden Hâkimim, ben kimseyi sevmem.

27 Haziran 2017 Salı

MUTLAKA YORUM YAZIN KONUŞMAK İSTİYORUM.

Kitap evinde gezerken "Yeni Çıkanlar" katagorisine bakma gereksinimi duydum. Aslında o katagoriye bakmadan geçerdim her zaman. Bu sefer ki ni diğerlerinden ayıran "Kötü Çocuk" vb. gibi kitapların ilgimi çekmesiydi. İlgimi çekti dediysem de kitabın kapağı idi. Yazar kadın çok güzel bir iş başarmış. Kapağı İlgi çekici lakin kitabın içerisindeki kelimeler boş. Harflere anlam yüklenmemiş ve sadece laf kalabağı olan bu kitaplar ne yazık ki TÜRK EDEBİYAT'ını ve eski Romanlarda yaşanmış olan o kutsal aşk'ı lekeliyor. İki insan arasında olan sevgiyi çok basit bir şekilde insanlara aktarımı olan bu kitaplar ne yazık ki bir internet sitesinde birbirinin kopyası olarak kol geziyor. Çağımın hastalıklı yazarları ne yazık ki yazmaktan da vazgeçmiyor. Bu yazarlar yüzünden Edebiyat'ı çok farklı bir boyuta sürükleyip, popülarite haline getiren yazarlar yüzünden hayali yazar olmak olan insanlar her zaman saha dışı bırakılıyor. Neden mi ? Çünkü yayın evleri alengirli aşklar, aldatma, kadınların erkekler tarafından ezilmesi gibi konuları basıyor. Aşık olmamış bir insan nasıl aşkı yazar ? Hayır bir de bu tip vebalı yazarlar erkeğin zengin olanını , kadının fakir ve kadının her zaman erkeğin karşında ezik olmasını yazar. Tükürüyüm böyle yazdığınız karaktere. Bunların haricin de gecesini gündüzüne katıp daha önce yazılmamış olan şeyleri yazan insanlar ne yazık ki umduğunu bulamıyor. Ben ve emin olun benim gibi, burada yazanlar da dahil bu vebalı yazarlar yüzünden hayallerimizden vazgeçiyor, ümitlerimiz yok oluyor hatta pes ediyoruz. Onlardan ricamdır. Kitabın kapağına çalışacağınıza, kitaplarınızın içi için çalışın.

Kanatsız Melek

            Her zaman olduğu gibi yine heyecanla başlıyor satırlarım çünkü bu defa gerçek okuyucusuna ulaşacak yazdıklarım. Bu his çok farklı çok güzel ama yanlış anlamayın aşktan dem vurmayacağım bu defa ya da yalnızlığıma intizar etmeyeceğim. Bana kendimi şanslı hissettiren, nice güzel anılar biriktirdiğim o insan için yazacağım dostum için yazacağım.
 
            İnsan hiç bilmez yaşadığı anın kıymetini hep ya öncesini düşünür özleriz ya da geleceğe nice hayal kurar kendi kendimize o hayallere imreniriz. Oysa bu satırları yazmama sebep olan insanın güzel bir sözü vardır :" Geçmişti gelecekti derken anı yaşamıyoruz be Büş ileride bu zamanları özleyeceğiz." Ne kadar haklı olduğunu her geçen gün anlıyorum. Şöyle bir bakıyorum okuduğum bu şehri sevdiren, yurt hayatını sevdiren , yurtta kalmamıza rağmen elleriyle bana sahurlar hazırlayan , ben terasta ağlarken yaslandığım omuz olan o güzel...
             Daha iki sene oldu benim yazmakla bitiremeyeceğim nice anımızın biriktiği ama bakıyorum da senelerimde inci tanesi gibi hep olsun istiyorum. Kimi zaman meyvemi elleriyle soyan annem, hastalandığımda doktora götüren babam, dertlestiğim ablam oluveriyor hayatımda. Kan bağı olmadan kardeş olabildiğini öğreten biri daha girdi hayatıma.
              Benim duygularımı ne kalem ne kağıt anlatabilir aslında. Bugün onun doğum günü arkadaşlar hediyeler, pastalar hepsi teferruattır aslında insan sadece hatırlanmak istiyor. Muhtemelen şu an unuttuğumu düşünüyor ama ben ona bu satırları yazmakla meşgulüm.
              Evet bana bunları yazdıran bu güzel kızın adı Şifa ve hepinizin huzurunda ona birkaç şey daha söylemek istiyorum (evlilik teklifi gibi oldu.😂)
Benimle nice Cana KAZAZ'ın şarkılarını dinleyip dilime dolandığı için kızdığın,ben patatesli krokandan binlerce yerken derin sohbetler yaptığın, bir sürü plan yapıp hepsinin bozulmasına bile güldüğümüz,hastalarımızı beraber iyileştirebileceğimiz, yaşlılığımızın bile birlikte geçtiği senelerimizin olması dileğiyle kardeşim iyiki varsın iyiki doğdunnn...






25 Haziran 2017 Pazar

Minuit à Ankara

Yazı yazmanın bir işçilik olduğunu düşündüğüm günlerdeyim.

Nazım Hikmet'i gördüm ilk önce. Hücresindeki küçük masasında, eşinin getirdiği uçlu kalemle yazıyordu. Onlarca kağıt buruşturulmuş. Onlarca kelimenin üstü çizilmiş, yenileri yazılmış kenarlarına, karmakarışık düşünceler yığılmış üst üste. Yalnız bir tanesi var ki yatağının üstünde duruyor. Birazdan postacıya verilmek üzere, eşine, biriciğine o günlerdeki, Pirayende'sine yazılmış. Özenle konduğu zarfın içinde, yatağın baş köşesinde iki sevgiliyi buluşturmayı bekliyor üzerindeki bir avuç kömürde. Arkadaşlarıyla konuşuyor yemek sırası beklerken, ya da avluda çayını yudumlarken. "Bu cümle durumu biraz yavanlaştırmış Nazım, hani şu geçen gün bana gösterdiğin bir tane vardı, onu koy buraya." diyor Kemal Tahir. Nazım "Olur." diyor. Biraz daha okuyor. Yeni bir şeyler, daha evrensel bir şeyler, herhangi bir şeyler arıyor ve okuyor, yazıyor, karalıyor, yırtıyor, siliyor, atıyor, yeniden yazıyor. Bazılarını seçiyor kenara koyuyor. "Bu oldu işte. Piraye'ye de okutmalıyım bunu."

23 Haziran 2017 Cuma

Aşk

Aşk nedir? Kimileri için fedakarlık, romantizm, midedeki kelebekler,  sevgililer günündeki ayıcık, öpücük, seks, kıskançlık..

UMUTLAR SÜRÜLMÜYOR MAVİLİKLERE ANNE

Renkler kör olmuş anne.Siyahla beyaz birbirine düşman olmuş.Mavi mesela umudun rengi ya hani siyaha çalıyor artık kurtar anne umutlar sürülmüyor maviliklere.Siyah hakim heryere.Yardım et bi gülümsesen düzelicek bu ahuzar biliyorum söyle onlara anne aksınlar birbirlerine.Zerrelerini karıştırmıyorlar,boğuluyorum.Gökkuşağı gitti, ya gökyüzü anne !
Hani nerden bakarsan bak maviydi...Renkler görmüyor anne kan dolu gözleri.Kan kırmızısı derler ya değil hani.Kuşlar desen ötmüyorlar eskisi gibi.Bi çocuk geldi anne kapıya dayandı dilendi,yalvardı elinde biraz ekmek vardı.Ekmek doyurur mu anne ölü ruhları ?
 Yardım et anne bi gülümsesen geçicek tüm bu yoksuzluk biliyorum.Sesim çıkmıyor galiba ağma oldum ya insanlar sağırsa anne? Araftayım gel kurtar nolur ya bu dünya çok renkli ya ben siyahım anne.

21 Haziran 2017 Çarşamba

ÖZGÜR

Tam tamına bugün sensiz geçen ; 107. gün.
Doğum günün geçeli ise 8 gün oldu.
Ardımda bıraktığın saye'ni özlediğim gerçeğini kabul ediyorum artık. Ne kadar geç olsa da. İnsanoğlu birini kaybedince anlıyor sevdiğini. Ne yazık ki ben de böyle farketmek zorunda kaldım. Benliğimizin hüküm giydiği bu dünyada iki ayrı hayata sürgün edildik. 28 yaşında olman seni ne kadar durduramıyorsa bilki 20 yaşında olmam da beni bir o kadar durduramıyor. ÖZGÜR olsa damarlarımdaki akan kan. Kanlarımız kavuşsa en azından. Ellerim seni özlüyor, gözlerim, gülüşlerim. Yetmiyor artık isyan ediyorum. Hafızamı yokluyorum , zaman su gibi akıp defolup giderken çehreni unutuyorum. Biliyor musun ? Bu senin için saçma gelicek belki ama ben senin doğum gününü dün gece yarısı hatırladım. Özür dilerim...
Acıyan yerlerimi artık gösteremez oldum. Acıtan sen olduğun için. Eskiden acıyan yerimi sana gösterip, gözlerimden yaşlar süzülürken senden sıcak bir öpücük beklerdim. Yaralarım artık mühürlü dudaklara. Sen, ben de öyle bir yarasın ki Annem'e gösterip ağlayamadığım. Bayram artık yok ben de. Hayatıma çarparken duvarlar, nasırlı ellerle kaldıramıyorum artık. Bunu okuyamayacaksın ama DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN! Tanrım'dan isteğim, gözlerinin rengini unutmamam. Gökyüzüne bakıp her seferinde seni hatırlamam. Kuşlar uçarken ÖZGÜR'ü hatırlamam. İçimden kopup gitti yine.
 Hoşgeldin 108.gün....
https://www.youtube.com/watch?v=W1gUrzujPt8


20 Haziran 2017 Salı

Göçebe Hayat

Sıradan bir hayat benim hayatım olamaz. Olmamalı. Sıradan bir hayat sürmek istemiyorum. Paranın kölesi olup, günde sekiz saat çalışan işçi olmak istemiyorum. Veya herhangi bir patron-işçi ilişkisini.

Yan sen güzel kardeşim.

Dışarıda kar kokusu var.

Daha 17 yaşında, herşeyin ta en başında. Bir şubat günü.
O günden sonra da tek kaldım zati.
Abi neden?
4 sene olacak abi.
hoş.
21 sene olacak.
her geçen gün birbirinden daha beter haberler,
her gün üzerime fırlatılan küfürler,
tam manasıyla siktir olup gidenler

Ahmet Kaya'yı gerçekten severim.
Nerden bileceksiniz parçası son 4 senemi öyle bir anlatıyor ki.
İnan öyle bir anlatıyor ki.

Gün gelir devran döner.
Gün gelir devran döner.

Hesap sorulur.

Çok üzülüyorum çok.

15 Haziran 2017 Perşembe

İYİ BAYRAMLAR

Kırmızı ayakkabı aldırdım Babama. Biliyor musunuz Annem derdi de inanmazdım ? Baş ucuma koyup uyudum dün gece. Özür dilerim, uyumuşum hemen. Sabah çocukluğumdan kalma tek yarama dokundum. Yüzümdeki tebessümü görseydiniz keşke. Aynada uzun uzun kendime baktım. Parmaklarım gözümden yaşlarımı saklarken güldüm. Bir pazar sabahı... Bir pazar sabahı daha sessiz sakin terketti ve huzursuzluk bıraktı geriye. Evde "çıt" çıkmıyor. Sayılı anılar bırakmıyor peşimi, an ve an ölüme terkediyor. Soğuk bir bıçak darbesi ayırıyor bizi. Gün geçtikçe hırçınlaşıyorum duvara karşı. Konuşmuyor, sorduğum sorunun karşısında yanıt alamayınca ellerim çok acıyor. Belki de demek istediğim ruhumun çok acıdığıdır. Ne kadar uzağa kaçsamda dönüp dolaşıp yine duvara dönüyorum. Her defasında daha sert vursam da ona, sevmekten vazgeçemiyorum. Duvarın sesini duymaları için daha da sert vurmaktan bıktım artık. Aramızdaki duvarı yıkamıyorum.
Beyaz elbisemi giydim, kırmızı ayakkabılarımla, Annem saçımı ördü. Duvara koştum. Saatlerce bekledim. Pes ediyorum artık ne kadar da istemesem de. Anladım ki aramızdaki duvar sevgiyi bile dinlemiyor. O sadece soğuk, sessiz ve vakur.
Kutlu olsun "KAVUŞAMAMANIN " Bayram'ı.

13 Haziran 2017 Salı

Bu Ne Şimdi

Zihnin çığlıklar atıyor, atacak da. 
Gözlerin, gözyaşların o kadar çok akacak ki, gözlerin mi uyuştu yoksa gözyaşların mı tükendi diye düşüneceksin. 
Her gün. Sonraki gün, sonraki gün, sonraki gün de; içini parçalayan o sözler, anılar, kalıntılar sarsacak seni. Yine. Kurtulamayacaksın. 
Yine. 

11 Haziran 2017 Pazar

Alçak Sağırlık

Gündüzsüz bir acının kollarını tanıyorum ben.
Siz, sizler duyuyor musunuz ne söylüyor teninize çarpan bu rüzgar, bu soluksuz hava, bu dingin zaman?
Siz duyuyor musunuz nelerle sınanıyor insan, ne acılara gebe sineler, ne hasretleri düğümlüyorlar boğazlarına bin kere?
Duyuyor musunuz türkülerin hikayesini?

9 Haziran 2017 Cuma

Değişik

Vuhuuğ.
Bugün hayattan bahsedeceğim biraz. Nasıl başlayacağımı da bilemiyorum pek. Üzgünüm.

Zor, Kolay; Kolay, Zor

Sevmek zor, nefret etmek kolaydı.

8 Haziran 2017 Perşembe

Hayalet Olana Dek.

Yıllardır kendimle boğuşuyorum. Kimsenin yap(a)madığı kötülüğü, hiç düşünmeden kendime yapmaktan her dakika, her nefes alışımda nefret ettim. Yıllardır bu yalnızlıktan, karanlıktan kaçtım.
 Kaçmaya çalıştım.

2 Haziran 2017 Cuma

HARFLERİ SEVİŞTİRMEK

Konuştuğumu anlamayan kitleye bazen tersten konuşasım geliyor. Küfürlü, argolu değil.
Yine anlamayacaklar, dinlemeyecekler.
Bu aralar çok uyuyorum bazen de hiç uyumuyorum, çok sigara içiyorum. Kanser kapıyı çalıyor. Azrail, " Evde yokuz." diyor. Annemi özlüyor gibi oluyorum, sonra kendime geliyorum. Uzun süredir film izlemek istiyorum. Finallerden vakit bulamıyorum ya da en azından bunu bahane olarak kullanıyorum. Hayata hep bi geç kalmışlık hissi barındırıyorum içimde. Buna rağmen şiirleri bırakamıyorum, yazmayı, daha çok yazmayı. Sonra müzik dinlemeyi. Bugün 32 harfi öğrenmeye başladım. Kulağa garip geliyor belki ama usta bir okur harflerden hayıflanmamalı, ya da yazar mı demeliydim? Bırakacaksın keşmekeşliği başlayacaksın. İlk harf "A" 32 harfi bilmeden yazamayız. A harfi N harfi ile sevişmeden "AN" olamaz. Bir de "I" harfi ekleyelim, "ANI" dünya'ya geldi. Demem o ki...
Harfleri seviştirdikçe; kelimeleri, cümleleri dünya'ya getiririz. Hoş bu yakası sökük dünya'da bir kelime getirmek ne kadar hoş olur orası size kalmış.

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Veda

Vedalaştık. Ve patladım.
Son damla düşmüştü sanırım.
Ağladım. Tutamadım kendimi. Bahçeli'den eve kadar ağladım.

YOKUŞ AŞAĞI YÜRÜMEK KOLAYDIR

Olmayacak şeylerin mümkünlüğünü izliyorum şu aralar.İnsanların konuşarak düştüklerini görüyorum.20 yaşında bir kız yaşantısıyla,acılarıyla koskoca bir kadına dönüştü.İzliyorum...
İnsan illa da uzun yıllar geçirdiğiyle çocukluk arkadaşı olmuyormuş.Birkaç senede birbirimizi büyütmüşüz,acılarımıza gülmüşüz.Çaresizlik basit bir kelime olamaz,olmamalı.Ben o çaresizliği elimle tutuyorum kim kanıtlayabilir şimdi bana soyut olduğunu...Dakika da ortalama 90 kere atan bir kalbim , günde 25 bin kere kırptığım gözlerim var ama hiçbir şeye sığdıramadığım bu düşüncelerle ne yapacağım bilmiyorum.Neden bu düşünmenin de bir sınırı yok anlamıyorum.Birkaç edebi sözden ibaret değilmiş düşünceler,aklının sınırlarını,kalbinin kuyularını nasıl kelimelere sığdırabilir ki insan.
Kelimeler, bazen insan olsa otursa karşıma anlayabilirler mi sahiden beni...? Hayatımın yokuş yukarı tırmandığım dönemine geçtim farketmeden sanırım, yoksa bu ağrıların başka bir anlamı olamaz.

30 Mayıs 2017 Salı

SİZE DANSÖZ İLE BİR ANIMI ANLATAYIM

Tarih : 06.03.2016
Yer : Ankara/ Kızılay

Orada bulunma sebebim sadece doğum günümdü.
 Ağabeyimle ailem arasında problemler var konuşmuyorlardı o dönem. O gece dışarı çıkmak için ağabeyimle, yalvar kayar babamdan zor izin aldım. Babam da   her şeye öyle izin veren bir adam değildir. Neyse çıktım apartmanın önüne, bizim ki taksiyle aldı beni gittik Kızılay'a. Saatlerce oyun oynadık Sakarya'da. Benim en sevdiğim şeydi o dönemler. Elime bir silah alıp saatlerce zombi öldürürdüm. Saati heba edip çıktık oradan klasik Burger King...
Gel dedi sinemaya gidelim, dedim yok ne gerek var. Yılanım tabi ben de biliyorum akşam içecez. Aldı beni bir bara götürdü. Ankara'da olanlar bilir, Teras bar vardır. Hani Behzat Ç. 'nin kızının kendini attığı yer. Bir bira yuvarladık. Sağımda solumda millet zoom zaten. Boğuldum hadi çıkak dedim. Karanfil'de yürümek bana iyi gelir. Sanki Karanfil töbe töbe. Neyse çıktık bu seferde başka bir bar'a geçtik. Adını hatırlayamıyorum. Oturduk masaya, 70'lik istedi ben de bi gazoz alayım dedim. Ortam pavyon gibi, kadının biri şarkı söylüyor. Ayyaşaın biri istek parça istedi hem de Serdar Ortaç'tan. Allahım diyorum bu nasıl bir yer. Ağabeyim içiyor bana bir şeyler anlatıyor, benim de hiç umrumda değil yalan söylüyor çünkü. Hayatımdan bir gün kayıp sayın okur!
İlerleyen saatlerde kadın "Ben Yoruldum Hayat" adlı parçayı seslendirmeye başladı. Ağabeyim ağlıyor. Üstüme bindirdi yine derdi tasayı rahatladı pezevenk. Sonra demin o ağlayan değilmiş gibi doğum günün kutlu olsun dedi ve içeri DANSÖZ girdi. Dedim bu herhalde bar' a özel. Hayır sayın okur ! Hayır! Bizim masaya geldi. Nasıl dansediyor allahım nasıl dansediyor. Ağabeyimin salyaları nasıl akıyor. Abartısız 1 saat önümde kadın meme show yaptı. Diğerlerini söylemiyorum...
Ağabeyim maaşının yarısını kadının bir yerlerine iliştirdi zaten. 20 TL verdi bana, mal gibi bakıyorum ne olacak diye. Dansöze tak diyor...
Kadın geldi önüme allahım ben nasıl takacam diye düşünürken kadın bana oynamaya başladı. Aldım bir güzel nazik bir şekilde kalcasına iliştirdim. Nasıl ama korkarak tenim tenine değmesin diye kötürüm oluyodum. Kadın çıkardı parayı, meme tak dedi. Yarabbi... Allah affetsin sayın okur! Kadının suratına anlamsız bir şekilde baka  kaldım. Baktım son çare bu, parayı iliştirdim memesine. Elim tenine değdi kadının. Hayatımda hiç sevmem ben de bir kadın ve ya bir adamın teninin benim tenime değmesini. Küfür ettim içimden saatlerce. Bok vardı da geldin aferim...
Bu nasıl doğum günü be ?! Bir de ne göreyim. Kadın yolunu bulmuş başka bir masada bir adamla şarap içiyor. O gün ben o kadına bir dua ettim bir dua ettim. Allahım sen bu kadını bu yoldan uzaklaştır , sen onu doğru yola sok diye diye. Ben hayatımda daha böyle bir duayı ne kendime ne de başkasına etmemişimdir. Sonra eve gitmek istediğimi söyledim ağabeyime. Taksiyle eve bıraktı.

29 Mayıs 2017 Pazartesi

ÖTEKİNE MEKTUP

Bugünlerin hakimi korku, güzelim.
Sanki hep oymuşçasına hem de.
Yazmaktan, konuşmaktan, kelimelerden...
Bunlar benim değil ki cancağızım,
pek bi anlamsızlar benim ellerimde
nasıl korkmayacağım kullanmaktan!
Bi o kadar da kullanılmış, yıpranmışlar
sahipsizler gibi...
Bumerang - Yazarkafe